İlk kitabım olan Dolunay Işığı'na gereken ilgiyi gösterdiğiniz için bütün okurlarıma candan teşekkür ediyorum.
“ Renk renk düşünceler var söylenmedik...
İçimdeki seslerin isyanını yazma dürtüsüyle buluşturabilmek için, çelişkilerle dolu dünyada nasıl daha iyi yaşanır sorusunun cevabını aramak için. Belkide kendimi kendime anlatmak için.. Bu güne kadar yaptıklarımın, yaşadığım yılların, eğrisiyle, doğrusuyla, hatalarıyla, cahilliğiyle, yenilgisiyle, başarısıyla, kazanımlarıyla, kaybedilenleriyle yani kısacası hayatımın parantezini aralamak için..
Benim gibi düşünenlerin, benden daha çeşitli ve iyi fikirleri olanlarla yazın hayatını paylaşmak için..
Okumayı, yazmayı, paylaşmayı, tartışmayı sevenler...Bu sitede
buluşalım.. Hayatı yeniden sorgulayalım, birbirimizi anlamaya çalışalım..Çok derinlere inmeden ama güncelin içinde; saygıyla, anlayışla, değerlerimizi yitirmeden, insan olarak, insan kalarak..
Kitap okuyalım..24 saatimizin içine 2 saatlik de olsa okuma zamanı ayıralım. Okumak kadar insana iyi gelen bir alışkanlık yok
bence.. Kendimizi, herşeyi okumak için zorlamayalım.. Neyi seviyor ve istiyorsak onu okuyalım..
Bütün okurlara, sevgiler, saygılar, paylaşımlar...
Yazarın yeni kitabı " Nikaila " GOA Yayınlarından okuyucuyla buluşuyor...
NİKAİLA ile ilgili basında yer alan haberleri okumak için tıklayınız.
Taşra'da Aşk Hazırlıkları... “Kendi yalnızlığımdan çok onun yalnızlığını düşünür olmuştum. Ben inatla arayıp sormadıkça, o da beni arayıp sormuyordu. Ben daha çok kendime kırılmıştım. Burada kendimi daha özgür, daha ayakları yere basan biri olarak görmek istiyordum. Asıl özgürlüğün sevdiğin herhangi bir şeyi seçebilme, elde edebilme ve sonra kendini bu fikre bırakabilme özgürlüğü olduğunu çok sonra anladım.”
12 Eylül sonrasının belirsizliklerle dolu ortamında Nihal, Tokat'ta devlet memuru olarak çalışırken ani bir emirle bir liseye “kütüphane temizliği” göreviyle gönderiliyor. Zaten mücadele içinde geçen gündelik yaşamına yeni çatışmalar katılıyor böylece: katı dini inançlar, asla uzlaşmayacak gibi görünen ideolojik görüşler, birbirinden çok farklı hayat tarzları. Ama Nihal, geçmişiyle hesaplaşır ve geleceğini şekillendirmeye çalışırken, beklemediği bir sorununun da yanıtını aramak zorunda kalıyor: İnsan aslında kendini tanımlayış biçimine ne kadar derinden bağlı olursa olsun, sonunda kalbinin buyruklarına boyun eğen, “zayıf” bir yaratık mıdır?
Şerife Yıldırım'ın ilk romanı Dolunay Işığı , yüreğinin yakamozlarından korkmayanlar için...(Tanıtım bülteninden)
Şerife YILDIRIM (KARAKAŞ)
1961’de,Tokat’ın Yeşilyurt ilçesine bağlı Karaoluk köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra, orta ve lise öğrenimini Kayseri Atatürk Sağlık Meslek Lisesi'nde
tamamladı. Daha sonra Açık Öğretim Fakültesi Ön Lisans Ebelik Yüksek Okulu'nu
bitirdi.
Okumaya olan aşırı tutkunluğu küçük yaşta başladı. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde
kırsal kesimde hizmet verdi. Evli ve iki çocuk annesi olan Yıldırım Temmuz 2007'de görevli bulunduğu Bandırma
Dr.Mustafa Güven Karahan De
vlet Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Servisinde çalışmasına son noktayı koyarak emekliye ayrılmış olup, bundan sonraki yaşamını kitap yazarak devam ettirmek istiyor.
ŞUBAT… ŞUBAT… OLALI
İki kadeh şarap, kırmızı mum
Gece ve ben, bekliyoruz.
Saate baktım zamanın dolmamış
Bir kırmızıdır gidiyor ortamda
Yüreğim kuş misali sabrı kalmamış.
Döneceğine dair umutluyum
Odam, yastıklar ve ben bekliyoruz
Yokluğundan başka acı duymadım
Nice kadınlar gördüm
Senin yerine hiç kimseyi koymadım.
Seninle tanıştığımızda
Yeşil çayırdı odam, koşup oynadığımız
Akıp giden zaman, intiharın eşiğine gelmemiş
Acımı kanatan yara, henüz kabuk tutmamış.
Şubat şubat olalı böyle kırmızı görmemiş.
Sana vaat ettiğim yaşam alanında
Ben kırmızıyken, sen pembesin
O güzel resmin duvarda
Kapım çalındı koştuk kırmızı kırmızı
Şubat şubat olalı böyle karşılama görmemiş
Kırmızı kırmızı olalı böyle sarılma bilmemiş.
17.01.2008
Şerife YILDIRIM
UMUT Hemen incinme olur mu?
Kuşun kanadından haber bekle..
Sana gelecek gücü bulursam
Bu diyarı terk edecek olursam
Tan yeri ağarırken bekle
Umudunu kesme olur mu..
Yıldızlara küsme olur mu?
Ben onlara tembihledim..
Aşkım gibi her gün ışıldayacaklar..
Kara ,yağmura tembihledim
Senin için nazlı nazlı yağacaklar..
Mevsimini bekle olur mu?
Bir hikayem olursa oku olur mu?
Umutsuz aşkımın izini bulursun..
Kumdan şatomun mimarı olursun
Geçtiğim yerlerden su gibi akarsın
Benim olmayan mutluluğu bulursan
Vermek için bekle olur mu?
Belirsiz yollarda yürüme olur mu?
Çorak topraklarda izini sürerim..
Özlemim katar oldu yollarda..
Karamsar yazılarım küllerde
Acım, çilem, çarem kalbimde..
Bir dağın yamacında bekle olur mu?
DEM
Sana şiir yazdım
Koydum kenara demlensin diye
Bana geldiğinde vermek için hediye
14 Şubat umutların Şubat’ı haliyle
Mutlu bir geleceğe var mısın benimle?
Şerife YILDIRIM
HAYAT VE SEN Bir yaz günü,
Güneş bütün kalpleri ısıtırken
Beyaz bir kâğıdın üzerinde
Duran sözcük gibisin,
Anlamı olmayan.
Eğer ruhun varsa anlam katarsın.
Boş kâğıdı doldurursun.
Kolay değildir bu.
Yolunu bulursan eğer,
Yazar…yazarsın.
Duygular sel olup akar.
Sıralanır sözcükler
Katar……katar.
İçini dökersin en acımasız
Sözcüklerle.
Olmak istediğin her şey olursun.
Salarsın vahşi çığlıkları rüzgara,
Geleceği arar……ararsın.
Doğru zamanını bilirsin,
Tutku ve aşkın.
Rüyalarını bile o zamana kurgularsın.
Elindedir her şey aşkla,
İyiliği, doğruluğu, çiçeği, böceği,
Karı, yağmuru,
Kötülük topraklarının üzerine örtersin.
Sonsuza dek yok olsun diye.
Sen gerçeği ararken,
Kumrular süzülecek yere.
Kulaklarına fısıldayacaksın,
Aşk sözcüklerini.
Cennet kuşlarına söylesinler diye.
Gözlerini her durum ve şarta,
Açık tutacaksın.
Her şey malzemedir senin için.
Her şey fikirdir, uyanıştır.
Dünya seni keşfedene kadar,
Uzun yol kat edildiğini sanacaksın.
Kendi yanılgından memnun,
Sineni bütün olasılıklara açacaksın.
Hiç korkmadan seslerin,
Bulutunda yüzeceksin.
Yağmurun vakti gelecek ıslanacaksın.
Sonbahar acımasızdır,
Kış affetmez fakir gönülleri.
İlk bahar üşütür umutsuz yürekleri.
İşte bunun için kendi üstünlüğünü,
Kendin yaratmalısın.
Kovmalısın kötülükleri.
Kendine çocukluğun gibi davranmalısın.
Ve sen,
Diğeri olma, hep kendin ol.
Bedelini ödesen de.
Sana doğrultulan silaha karşı koş,
Hiç korkmadan.
Sen kaçanlardan olmayacaksın.
Ruhun yansa, yıkılsa da,
Doğduğu yeri unutmayacak.
Hayatının sesi yağmurla,
Rüzgarla gelecek sana.
Bilmediğin şeylere gülüp geçeceksin.
Ve sen,
Acıyı bitireceksin.
Bilgeliğe erdiğinde ise,
Acılar şerbet olup akacak derinden.
Bakmayı öğrendiğin gibi,
Görmeyi de öğreneceksin.
Bir zamanlar inandığın değerlere,
İnanmaz olacaksın.
Ve sen,
Hep anlatacaksın duyduğun sesleri.
İnsanlara, dağlara, taşlara, bulutlara.
Ama kimse anlamayacak,
Cehennemi yaşayacaksın.
Yaz bitecek, yağmurlar başlayacak.
Umutların ıslanacak.
Bilmediğini sandığın şeyleri,
Biliyor olacaksın.
Sesler yankılanacak yine kulağında.
Bir daha asla kendin olmayacaksın.
Ve sen,
Geri dönmeyeceksin.
Sesler seni çağırdığında,
Hayat raporuna göçebe yazılacak.
Sesin sözcüğe dönüşecek,
Bitmesine izin vermediğin,
Değerli olan her şey için,
Seviyorum diyeceksin.
Algıların açık kalacak,
Zaman senin lehine işleyecek.
Ve sen,
Şaşırmayacaksın.
Hayatın dansı farklı, acımasız,
Heyecan dolu.
Tıpkı yağmur gibi.
Göğsünde büyüttüğün çiçekler,
Tabiatın her renginde açacak.
Kendi sesinle haykıracaksın,
Hayatın renklerini.
Kırmızının kan demek olduğunu,
Siyahın gece demek olduğunu
Öğreneceksin.
Acının, umudun son sınırına geldiğinde,
İkisinin de eşit olduğunu anlayacaksın.
Yağmurların her kötülüğü,
Her pisliği yıkamadığını
Göreceksin.
Kötü rüyayla biten andaki,
Rahat nefes alışını unutmayacaksın.
Hayatının bir anında
Ufkun gerisinde ya da deniz fenerinde,
Olmak istemişsindir.
Acımasız hayat hep genç yaşta,
Musallat olmuştur başına.
Ve biz, insanlar, hepimiz,
Son umut kırıntılarına,
Tutunmaya çalışmışızdır,
Yaşamak, hayatta kalabilmek için….